TEKNOLOJİNİN ÇEVRESEL ETKİLERİ

Günümüzde dört bir tarafımızı saran teknoloji bir yandan hayatımızı kolaylaştırırken bir yandan da sağlığımızı tehdit etmektedir Teknolojik gelişmelerden etkilenen sadece insanlar değildir. Bu konudaki gelişmelere hiçbir etkisi olmayan bitki ve hayvanlar da olumsuz etkilenen taraflardır. Günümüzde dört bir tarafımızı saran teknoloji bir yandan hayatımızı kolaylaştırırken bir yandan da sağlığımızı tehdit etmektedir . Artan nüfusla birlikte devreye giren altyapılar, faaliyete geçtikleri günde bile yetersiz kalmaktadır.

SU KİRLİLİĞİ

Suyun doğal özellik ve bileşiminin canlı sağlığını olumsuz yönde etkileyecek biçimde değişimi su kirliliği olarak tanımlanır. Çevre kirlenmesinden en çabuk, en kolay ve en çok etkilenen sudur. Çünkü her türlü kirlilik suyla temizlenmektedir.

Su kirliliğinin başlıca kaynakları;

Suların kirlenmesi sonucu kolera, tifo ve dizanteri gibi bulaşıcı hastalıklar yaygınlaşır. Kirlenmiş suların tarım alanlarında kullanılmasıyla toprağın niteliği bozulur ve verim düşer.

TOPRAK KİRLİLİĞİ

İnsanlar tarafından toprağın içine ya da üzerine bırakılan zararlı maddelerin toprağın niteliğini bozmasına toprak kirliliği denir.

Toprağa çeşitli yollarla karışan ağır metaller (Kurşun, çinko, civa gibi) bitkiler yoluyla bitkileri tüketen insan ve hayvanlara geçebilmektedir. Bu durum çeşitli hastalıklara neden olmaktadır.

HAVA KİRLİLİĞİ

Volkanik patlamalar, orman yangınları, çöllerden esen rüzgarların meydana getirdiği hava kirliliği zamanla yok olur.

Fakat, fosil yakıtlarının yanması, motorlu taşıtlar, sanayi faaliyetleri ve çöplerin yanması ile oluşan hava kirliliği çok tehlikelidir.

Hava kirliliğini oluşturan unsurlar içinde zarar derecesi en yüksek olan kükürtdioksit gazıdır. Bu nedenle bu gazın havadaki miktarı çoğunlukla hava kirliliği için bir ölçü kabul edilmiştir.

Kükürtdioksit gazı atmosfere karıştığında su buharı ile birleşerek asit haline dönüşmektedir.

Asit yağmurları doğal bitki örtüsü, tarımsal üretim ve  çayırlar üzerinde tahrip edici etki yapar.

LONDRA TİPİ HAVA KİRLİLİĞİ

Sanayi  kuruluşları ile binaların ısıtılmasında kullanılan fosil yakıtların oluşturduğu duman ile ortamdaki sisin  karışmasıyla oluşan hava kirliliğine Londra tipi hava kirlenmesi denir.

Londra’da 1952 yılında kükürt dioksit , sis ve duman karışımı olan hava tabakası şehri bir battaniye gibi örtmüş ve 4000 kişinin ölümüne yol açmıştır. Bu tip kirlenme ilk kez Londra’da görüldüğü için Londra tipi hava kirlenmesi adını almıştır.

LOS ANGELES TİPİ HAVA KİRLİLİĞİ

Los Angeles tipi hava kirlenmesi egzoz gazlarının güneş ışınlarının etkisiyle karbon dioksite dönüşmesiyle oluşan hava kirliliğidir.

Ülkemizde araç trafiğinin yoğun olduğu kıyı şehirlerimizde özellikle İstanbul'da bu tip hava kirliliğine zaman zaman rastlanılmakladır.

NÜKLEER (RADYOAKTİF) KİRLENME

Uranyum ve toryum gibi elektron yayan maddelerin doğal denge halindeki diğer maddelerin atom yapılarını bozmasına nükleer kirlilik denir.

Nükleer kirlilik, radyoaktif maddelerin hava, su ve toprağa karışmasıyla gerçekleşir.

Radyoaktif maddelerin yaymış olduğu fazla miktardaki elektronlar canlılardaki hücre yapısını bozmakta ve kansere neden olmaktadır.

ABD’nin 1945’te Nagazaki ve Hiroşima’ya attığı atom bombası,  

1986’da Ukrayna’daki Çernobil Nükleer Santrali’nde meydana gelen patlama çok önemli çevre sorunları ortaya çıkarmıştır. Bu olayların sonucunda insanlar ölmüş; su, hava ve toprak kirliliği yaşanmıştır.

BESİN KİRLENMESİ

Hava, su ve toprak kirlenmesinin bir sonucu olarak besin kirlenmesi ortaya çıkar.

Sulardaki zehirli atıklar balıkların bünyesinde birikir. Bunları tüketen insanlar da olumsuz etkilenir.

Fabrikalarda üretim aşamasında hijyene dikkat edilmemesi de besin kirlenmesine yol açar.

Tarımda yüksek dozda kullanılan ilaçlar besinlerin yapısında kalır ve insanlar için zararlı hâle gelebilir.

GÜRÜLTÜ KİRLİLİĞİ

İnsanlar üzerinde olumsuz etki yapan ve hoşa gitmeyen seslerin bütününe gürültü kirliliği denir. Özellikle büyük kentlerimizde gürültü yoğunlukları oldukça yüksek seviyededir.

Kent gürültüsünü artıran sebeplerin başında trafiğin yoğun olması, sürücülerin yersiz ve zamansız klakson çalmaları ve belediye hudutları içerisinde bulunan endüstri bölgelerinden çıkan gürültüler gelmektedir.

Meskenlerde ise televizyon ve müzik aletlerinden çıkan yüksek sesler, zamansız yapılan bakım-onarımlar ile bazı işyerlerinden kaynaklanan gürültülerdir.

Gürültü kirliliği insanların işitme sağlığını ve algılamasını olumsuz yönde etkilemekte, fizyolojik ve psikolojik dengesini bozmakta, iş verimini azaltmaktadır.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı verilerine göre; meslek hastalıklarının %10'u, gürültü sonucu meydana gelen işitme kaybı olara tespit edilmiştir. Meslek hastalıklarının pek çoğu tedavi edilebildiği halde, işitme kaybının tedavisi yapılamamaktadır